Açe :Uzakdoğu’da Unutulmuş Bir Tarih
Açe, Sumatra Adası‘nın en kuzeyinde yer alan özerk bir hükümet. Birçok yeraltı ve yerüstü kaynakları ve bulunduğu coğrafi konum itibariyle Hint Denizi ticaret yolu için önemli bir bölge. Zaten sırf bu yüzden 15. asırda başlamak üzere asırlarca süren sömürgeci kavgalarına sahne olmuş.
Müslümanlar da İslam’ın ilk çağlarından beri Çin ticaret yolu üzerinde bulunan Sumatra ve Borneo gibi adalara uğramışlar ve buralarda bir vesileyle İslam’ı tebliğ etmişler. Hatta bazıları bu adalara yerleşmişler ve oralarda devam ettirmişler hayatlarını. Fakat şu tarihi bir hakikat ki, onların maksadı sömürü değil; gaza idi. Oralara İslam’ın merhamet ve fazilet sancağını götürmek derdindeydiler.
Açe, tabir caizse, Osmanlılar için de Uzakdoğu’daki askerî ve ticari bir üs, daha doğrusu odak noktasıydı. Bir zamanlar dünyanın neredeyse 1/3’ünü elinde bulunduran Osmanlılar, kıta kıta yayılırken bu gibi stratejik noktalara daha da ehemmiyet vermişti. Zira bu noktalar, takip edilecek siyasetin merkezi, bir nevi pilot bölgesiydi. İşte bu yüzden Osmanlı, İslam’la müşerref olan bu ada devletini ihmal etmemiş ve Kanuni döneminde Kaptan-ı Derya Sinan Paşa emrindeki donanmayı Açe taraflarına göndererek Açe emirinin himayeleri altında olduğunu göstermiş, sıkı münasebetler ta 20. asrın başlarına dek devam etmiştir.
Açe’ye Yolculuk

Açe, Sumetra Adası’nın kuzey ucunda bulunuyor. Zihinlerde 26 Aralık 2004’te 8,7 şiddetinde tsunamide 200 bin kişinin hayatını kaybetmesiyle yer almıştı. Ve halkının % 98’inin Müslüman olmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Tarihi derinliği araştırılınca, kökleri Osmanlılar’a dayanan bir mazi aralandı.
Tarihi benzerlikleri görmek adına Açe’ye gittiğimizde gördük ki yıllar önce dalgaların altında boğulan Açe, son haliyle şaşırtıyor, yaralarını sarmış gibi duruyor.
Bande Açe: Tsunamiden Yıllar Sonra
“O kadar güçlü dalgaydı ki tonlarca ağırlıktaki bu gemiyi ‘eliyle Jenaretör Gemisi’ni gösteriyor’ sahilden 5 km içeriye taşıdı.” Yıllar geçmesine rağmen İbrahim Kosmas’ın anlatırken ifadesi, ağlamaktan yeni sükûnete eren bir çocuğun halinden farksız. “Birinci dalga 10 metre yüksekliğe çıkmıştı. 1786’da Simeulue Adası’ndan tecrübesi olanlar hemen içerilere doğru koştular. Tecrübesizler ise su çekilince açıkta kalan balıklara koştu. Yaklaşık 10 dakika sonra, 20 metrelik ikinci devasa dalga geldi. Gelen üçüncü dalgadan sonra yavaşlama başladı. Her şey yarım saat içinde olup bittiğinde, dalgalar balık için denize koşanlarla beraber binlerce kişiyi aldı.”

Tsunamide 26 yaşında olduğunu söyleyen İbrahim Kosmas, üzerinden yıllar geçmesine rağmen dalgaların ağırlığını üzerinden atamamış. Banda Açe sokaklarında ise tsunamiden en küçük bir iz bile bırakılmamış. Şehir tenha, temiz, düzenli ve kendi halinde neşeli insanlarla dolmuş durumda. Ancak başkentin 3 ayrı noktasında karaya oturan gemiler son halleri ile çevrelenip ziyaretçiler için hazırlanmış. Farklı ülkelerden gelen yardımlarla tamir edilen evlerin çatıları mavi renge boyanmış. Her mahallede yüksekçe bir yere çıkıp baktığınızda tahrip olan, sonradan tamir edilen, çatısı mavi boyalı evlerden onlarcasını görebiliyorsunuz.
İbretlerin Müze Olmuş Hali
Şehir meydanında açılan Banda Açe Tsunami Müzesi, üst katlarına kadar acı hadiseye ait fazlaca detayla dolu. Daha müzeye girişte 200 metre inilerek yapılan galeri, insana güçsüzlüğünü iliklerine kadar hissettiriyor. Duvar aşağı şarıl şarıl akan, akarken deniz dalgalarına karşı oturan insan etkiler gibi etkileyen bir hava var. Yüze hafif hafif toplanan damlacıklar ve arka fondan duyulan tevhid seslerini duyan insan dış dünyasından kopuyor. Buna bir de karanlık yolda, aşağıdaki ışığa doğru yürüme de eklenince, ziyaretçilere “Ölüme ne kadar hazırım?” sorusunu sorduruyor.
Giriş antreden hemen sonra karanlık ve sulu yolun aksine, aydınlığı gökyüzüne kadar devam eden ikinci bir oda yapılmış. Bu odanın her bir karesi tsunamide vefat edenlerin isimleri ile doldurulmuş. Binanın birinci katından ayrı olarak tasarlanarak çatısına kadar devam eden huni içerisine binlerce isim sığdırılmış. Yukarıya, ışığa doğru baktığınızda gökyüzüne denk gelecek yere konulan Allah lafzı tsunami ile mahv ü perişan olmuş, münhezim olmuş insanların sahibine ulaşarak muvaffak olduklarını anımsatıyor. Müze tam anlamıyla takdire mazhar olmuş, tsunamiyi ifade eden bir tablo sunuyor.
İlk açıldığı yıllarda Açeliler burasını gezerken sürekli ağlarlarmış. Gezdiğimiz sırada, slayt gösterisine girenlerin yarısına yakının yıllar sonra ağlamasına şahit olmak, bizi de derinden duygulandırıyor.
Sokaklara Yansıyan Türk Dostlukları ve Açe Evleri

Buradan sonra doğal koruma altına alınan Açe evlerinin olduğu mahalleye geçiyoruz. Bize mahalleyi gezdiren Müzekki Bey, Açe evleri için “İnsanoğlunun tabiata en zarif dokunuşu.” diyor. Gerçekten de öyle ve Açeliler bu güzellikleri görmek için akın akın geliyorlar. Evleri oda oda dolaşıyor ve her odada Açe’nin kültür ve tarihine ait detaylar içlerine sindiriyorlar. Sanattaki detaylar bura halkının yüzyıllardır ince ruhlu sanattan anlayan kişiler olduğunu gösteriyor. Hele bölgeye İslamiyeti getiren Siyah (Şah) Kuala’ya atfedilen mezar taşını gördüğümüzde, üzerindeki mermer işleme motiflerinin Bursa Ulu Camii’deki motiflerden aşağı kalır yanı olmadığını görüyoruz.
Beytürrahman Camii’ndeki Hutbe

Balık ve Pirinç Şehri

Değerli bitkilerden oluşan botanik bahçesini özenle dizayn eden ziraat mühendislerinden daha başarılı çiftçiler gördük, ama tarlarına girip zaman geçirme fırsatımız olmadı. Ancak balık pazarında birkaç saat geçirebildik. Güneş doğduktan hemen sonra yola çıktık. Pazara doğru yaklaşırken iki tarafımız modern balık çiftlikleri ile sarıldı. Deniz seviyesine yakın olduğu için yol boyu güzel çiftlikler kurulmuştu. Vardığımızda balıkçılar teknelerini kıyıya çekmişler, sepetlerini alan çoğu kadın satıcılar ise taze deniz mahsulleri dolu pazarı tek tek dolaşıyordu. Balığını alan hemen yan tarafta inşa edilmiş temizleme mahallerine gidip temizliyordu.
Motosikletinin iki tarafındaki sepete doldurduğu balıklarla şehrin yolunu tutan insanların arkasından biz de yolumuza koyulduk. Kaba kuşluk vakti yaklaşmıştı ve hayli acıkmıştık. Sabah kahvaltısında nasigurih yemenin hayalini kuruyorduk. Çünkü muz yaprağına sarılı, Hindistan cevizi suyundan yapılmış pilav-nasuguri, buranın hem sabah kahvaltısı hem de akşam yemeği idi. Et, yumurta ve farklı soslarla kızartılarak yapılan nasugurenk pirinç yemeği ise çoğunlukla öğle ve akşamları yeniliyordu. Kızartma da olsa Hindistan cevizi suyuyla da yapılsa pirinç ve balık, et ve ekmeğin yerini aratmıyordu.
Açe ‘den İlginç Notlar
- Bölgeye İslamiyet ilk defa 12. yüzyılda “Şah Kuala” isimli kişi ile geldiği için ismi Açe’nin en bilindik üniversitesine verilmiş.
- İslam Tarihi boyunca Açe’de yazı dili Malayca olup Kur’ân harfleriyle yazılır. Şimdi binlerce kitap bu şekilde Açe’deki kütüphanelerde mevcuttur.
- İbni Battuta, Marco Polo ve Kâtip Çelebi eserlerinde bölgede kurulan devletleri ve kültürü anlatırlar. Kâtip Çelebi onların cenkçi bir millet olduğunu, savaş alet ve edevatı yapmayı Osmanlı’dan öğrendiğini anlatır.
- Açe ve civarı dünyanın en büyük doğal gaz çıkarılan havzasıdır.
- Adaya ilk işgal saldırısı 11 Eylül 1599’da Hollandalılar tarafından yapılır. Bu saldırılar ara ara 1903’e kadar devam eder. 300 yıldan fazla hiç bıkmadan saldıran Hollandalılar 1873’te gözlerini karartırlar ve Açeliler’e 5 maddelik ültimatom verirler. Bunlardan 2’si açeliler tarafından kabul edilmez: İstanbul’da halife ile münasebet kesilecek, bayraktan hilal sembolü çıkartılacak. Çetin savaş 1903’e kadar sürer. Nihayetinde uzun vakit ve çok külfete muhtaç “kötülük yapmak” galip gelir.
Açe’de Osmanlı İzleri

Bitai Köyü’nde Osmanlı Mezarlığı



Bizden haberdar olmak için web sitemizdeki blog bölümünü, youtube kanalımızı ve sosyal medya hesaplarımızı takip edebilirsiniz.
